Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle

BİR YUDUM İNSAN

    BİR YUDUM İNSAN

Iğdır-tuzluca ilçesinin Yukarı Çıyrıklı köyü tanınmış ailelerinden Ali Eşref’in oğlu Kurban Ali ÖZAYDIN ile Gaziler bucağının tanınmış ailelerinden Meşhedi Mehmet Hüseyin’in kızı Hayrunnisa ÖZTÜRK görücü usulu evlenmelerine rağmen mutlu

12 Mayıs 2010 08:06
font boyutu küçülsün büyüsün


                                                                     BİR YUDUM İNSAN

                                                           ÖĞRETMEN HÜSEYİN ÖZAYDIN

                                                              KARANLIĞA BİR MUM YAKTI

                                                                    AYDINLATMAK İÇİN

                                                               KARANLIKTA YOK EDİLDİ

 

       Iğdır-tuzluca ilçesinin Yukarı Çıyrıklı köyü tanınmış ailelerinden Ali Eşref’in oğlu Kurban Ali ÖZAYDIN ile Gaziler bucağının  tanınmış ailelerinden Meşhedi Mehmet Hüseyin’in kızı Hayrunnisa  ÖZTÜRK görücü usulu evlenmelerine rağmen mutlu birlikteliklerinden Abbas Ali,Behman,Haydar,Behrem,Mehmet,Settar,iki çocuk bu arada doğumlarından sonra isim almadan ölmüşler, Hüseyin,Ahmet ve Himmet adlarında  on bir erkek çocukları olmuş,ailenin ekonomik uğraşılarının büyük çoğunluğu  hayvancılığa dayalı olduğu için bu uğraşılarında insan gücüne gereksinim fazla olduğundan ve diğer taraftan eğitimin fazla yaygınlaşmamasından HÜSEYİN  oluncaya kadar çocukları ilköğretimden sonra eğitimlerine devam edememişlerdir.

      Anne –baba karar almışlar bundan sonrakileri sonuna kadar okutacaklardı.

       Aile her yaz aylarında hayvanları ile birlikte yol iz olmayan dağları  aşarak Ağrı il sınırına yakın DAHOL yaylasına giderler ,çadır kurarak  çoluk çocuk  sonbaharın soğukları başlayana kadar orada hayvanlarını otlatıp ,ürettikleri hayvansal ürünleri ile tekrar kışlakları olan köylerine dönerlerdi.Bu serüven böyle devam ederken 1946 yılının yine yaz aylarının birinde koyunlarını sağarken anne  Hayrunnisa’nın  doğum sancıları başlar.Komşu kadınlar anne’yi çadıra alırlar.

 

         Doğa’nın ayrıcalıklı  yüce  varlığı olan diğer insanlar gibi o da anasının rahminden insan olarak toprağa düştü .Bu toprağa düşüş öyle sıradan bir düşüş değil ,bir volkanın patlayışı larvalarının yeryüzüne dağılışı gibi bir ses ,bir ses ki,dağ taş yankılandı,tüm obaya yayıldı.Kara kara bulutlar boşaldıkça boşaldı,çocuğun sesi gök gürlemesine karıştı,dağ taş,oba inim  inim   inledi,her taraf sel su,peşinden tüm obayı bir baştan bir başa büyük bir  gök kuşağı sardı.

          Ağabeysi  koca Haydar , yengesi  Nazeni  şaşırıp dona kaldı.Hiç böyle bir doğum görmemişlerdi

          Koca Haydar ‘’bu neydi böyle yarabbi’’dedi.

           Nazeni ‘’bu neydi böyle   ,hayırdır inşallah’’dedi.

         Komşular ‘’hayır dır ,inşallah’’dediler.

         Nazeni ile Haydar’’bunda bir şeyler var’’dediler.

       Anne çocuğunun doğumunu başarmış   ,çok kan kaybetmişti,gittikçe bitkinleşiyordu.Yaylalar doktorsuz ve ebesiz olur,orada ya doğa ya da insan galip gelir.Kim güçlü ise o yaşamını sürdürür.Bu sefer anne ve çocuğu galip gelmiş yaşama merhaba demişlerdi.

 

        Adını birkaç gün sonra koydular. Çünkü baba oğlunun doğumundan habersizdi, Anne doğum sancısı ile kıvranırken o köyde kendileri ve hayvanlarının yiyeceği için kan ter içinde mahsulün hasat işleri ile uğraşıyordu.

       Anne çocuğunu çadırda emzirirken köye haber yolladılar , babasına müjdelediler.Babası köydeki işlerini bitiremeden yaylaya  döndüğünde karısı çocuğuna ninni söylüyordu.

                ‘’uyusun da büyüsün oğlum

                  Köyümüze öğretmen olsun

                  Yanımdan hiç ayrılmasın ninni….’’

 

    Babası adını HÜSEYİN  koydu . Bir de en gözde koyunundan kurban kesti, kurban etinden obadaki komşularına dağıttı.Herkes ‘’analı babalı sağlıcakla büyüsün’’ dediler.

 

     Yıllarca HÜSEYİN anasının kucağında  DAHOL yaylasına gitti. Kuzular otlattı,ev ve tarla işlerinde aileye yardımcı oldu.HÜSEYİN büyüdükçe her şeyi araştırıyordu.Bir gün tarlalarında susuzluktan oluşmuş çatlakları bir çubukla ile kapatırken,babası sordu oğlum ne yapıyorsun ‘’yağmur yağarsa çukurlardan akıp gitmesin’’diye cevap verdi.

 

       HÜSEYİN her büyüdüğünde bilinçleniyor ,köylerinin sorunları ile ilgileniyordu.Bir gün tarlalarında ki çukurlara baktı,köylerinin güneyini bir baştan bir başa yalayarak geçen koca Aras  nehrine baktı,köylerinin doğusundan   Arpaçay ilçesinden  akıp Aras nehrine dökülen çaya baktı,köylerinin güneyindeki koca TEKELTİ dağının yeşilliğine baktı,köylerinin kuzeyindeki yüksek tepedeki ziyaret denilen yere baktı kocaman ağaçlar,yemyeşil tepe ,şaşırdı,bu kadar suyun ve yeşilliğin   ortasında bu köy bozkır olamaz ,susuzluktan toprak çatlak  çatlak  olamaz dedi.

 

      O  zamanları lisede okuyordu. Köylerinin Aras nehrinden  sulanması için sulama kanallarının yapılması ve Aras kenarındaki toprağın Arasın azgın selinden kurtulması için set çekilmesi gerektiğini, eğer bunlar yapılırsa hem ziraat gelişecek hem de köy cennet gibi yemyeşil olacak düşüncesi ile  ilgili yerlere defalarca dilekçeler yazarak girişimde bulundu .Köy ihtiyar heyetinin il bazındaki    tüm başvuruları,Ankara’ya kadar gidilerek  millet vekilleri ile tüm görüşmeleri  sonuçsuz kalıyordu.Çünkü  Yukarı  Çıyrıklı   Köyü aydın bir köy ve Mustafa  KEMAL  ATATÜRK’ün  ilkelerine bağlı ve sağ partilere  taviz vermeyen  hep muhalefet olduklarından kasıtlı olarak iktidar bu köye ilgi göstermiyor ve hizmet getirmiyordu.

 

       Aras  nehri boyunca tüm tarlalarda çeltik ekiliyor ,çok iyi de verim alınıyordu.Bu tarlaları koruyan bir set olmadığı için ilkbaharın yağan yağmur ve yüksek yerlerden eriyen kar sularından oluşan azgın selden nehir yatak değiştiriyor ve tüm ekili çeltik tarlalarını yok ediyordu.Bu yerlerde çeltik ekimi çoğu zamanları doğanın insafına bağlı oluyordu.Çeltik ekimi bir daha ki mevsim tekrar yatak değiştirirse tarlaların taşları ayıklanarak erozyondan geride kalan toprakla yapılabiliyordu.Çünkü köyün en sulak yeri bu Aras kıyısıydı.Çeltik  üretimi susuz yapılamaz.Köylülerin bu çilesi böyle devam ederken kasıtlı olarak  Atatürk’çü  olan bu köyün cezalandırılması HÜSEYİN Hocayı çok üzüyordu.

 

       HÜSEYİN HOCA ‘nın  gittikçe toplum bilim felsefesi ve sınıf bilinci gelişiyordu.HÜSEYİN HOCA doğumu ile birlikte kurulan DP tarafından Kemalist devrimlerinin  yozlaştırılarak  tüketildiği  ve özgür bireyin ümmet toplum stratejisi  ile köleleştirildiğini ve tekrar ABD  emperyalizminin mandası haline getirilmeye çalışıldığını n bilincindeydi.

 

     HÜSEYİN HOCA, köylülerini toplumsal sağlıklı yaşam,teknik ziraat ve hayvancılık,demokratik yaşam konularında devamlı aydınlatma mücadelesi içinde iken,bazı çevreler rahatsız oluyor ve onu gözden düşürmek için komünist yaftası vurmaya çalışıyorlardı.

    Tuzluca ilçesinin Pirli köyü ilkokulunda öğretmen iken ‘HÜSEYİN HOCA öğrencilerine komünistlik öğretiyor ‘diye iftiralarda bulunuyorlar. Jandarmalar tarafından savcılığa getirtilir.Hoca’nın isteği üzerine öğrencileri de savcılığa getirtilir.Her bir öğrenci elinde T.C. Anayasa kitapçığı ile savcılıkta anayasadan maddeler okurlar.’’öğretmenimiz bize bunları öğretiyor,öğretmenimizi çok seviyoruz’’söylerler.HÜSEYİN HOCA ‘’eğer bu öğrettiklerim anayasamız, ATATÜRK ilke ve devrimleri komünistlik ise ben de komünistim ‘’diye savunma yapar ve tahliye edilir.

 

        HÜSEYİN HOCA’nın kardeşi Eğitimci şair ve yazar AHMET ÖZAYDIN’ın ‘’ARASIN TÜRKÜSܒ adlı şiir kitabında ağabeysi Hüseyin’in acılı anısına yazdığı şiir ile HÜSEYİN HOCA’nın öğrencisi TURGUT KAL’ın  öğretmeni hakkındaki düşünceleri ;

             BEN PİRLİ KÖYÜNDEN TURGUT KAL

 

              Ben Pirli köyünden Turgut Kal

              Çatlak toprak suya hasret

              Suya hasret bağ bostan

             Suya hasret davar mal

             Yürür ova onunla,

                                        Yürür

                                           Devran, yürür can.

            Beynime ilk özgürlük tohumunu o ekti

            Karanlığı ortasından biçerek

            Al-yeşil   şafaklara ,

                                      Mavi aydınlık kavşaklara

                                            O götürdü beni.

 

       Bir yapı ustasının ağır işlek  elleri ,

       Mahpus   cigarasındaki  dost ezgileri gibi

       Onun türküleriyle kavruldum.

       Uzun kıvrık kirpikleri ardından baktı:

        ‘’Ne Everest’in yüksekliği

       Ne okyanus derinlikleri ölçüsü değil   bilginin

       Bunların hepsi,evet hepsi

        Gözlerimizi boyamak

        Ve unutturmak içindir sorunlarımızı.

 

       Şimdi alın bir kalem

      Zeytun   kızın  türküsünü çizin

      Kara buğday  tanesine gülüşünü

      Dağdan aşağı sırtında   şelesiyle

                         Üç büklüm yürüyüşünü

                         Sabah alaca karanlıkta

                        Başa ferman düşünü çizin’’dedi.

     Sonra ,  sol eli cebinde tahtaya döndü

      Usta bir terzi gibi

      Kara tahtayı tam ortasından

                              İkiye böldü

                  ‘’Burada kurt  ,burada kuzu’’

 

 

      1970’de kara bulutlar yurdumuzu sarmıştı .Fabrikalarda işçiler,yüksek okullar da öğrenciler,aydınlar kıyılıyor,memurlar sürülüyor,temel gıda maddelerinde    spekülasyonlarla yaratılan kıtlık,fırsatçıların iftiraları günden güne artarken bölgemizdeki feodal çelişkilerden  doğan hesaplaşma neticesi HÜSEYİN HOCA’nın  bir kulağını dişlemişti.

       Eğitimci şair ve yazar AHMET ÖZAYDIN’ın  ‘’DENİZLERİN TÜRKÜSÜ ‘’adlı şiir kitabında bu olayı ‘’TELEFONDAKİ SES ‘’adlı şiiri ile şöyle anlatıyor.

                      TELEFONDAKİ SES

        1970,Emek Oteli

        Sabah saat beş

         Koşarak iniyorum merdivenleri

         Kara kocaman telefon

         Telefondaki ses onun sesi

         Kulağımı kopardı kör kıyas

         Iğdır’da hastanedeyim.

                     İşte bir yaşamı bitiren haber

                     Bir daha düzelmeyen ve

                                     Kendini bitiren insan

   

       Eylül 1970

        Tuzluca ,sabah dokuz

         Dağlardan, köylerden toplanmış bir sürü

                                                                  Gözü dönmüş

        Saldırdılar üstümüze , yumuldular pervasızca

        Sonra jandarma sardı dört yanımızı

        Dört duvar arasından faşistlerin

                                             Höykürmeleri

                                                       Alkışlanıyordu.

       Yüreğim değirmen taşında ezilir gibi

                               Yüreğim durmadan kanıyor

       Bu sersefil anlar takılınca usuma

        Pırpır eder hücrelerim

                                             Utanırım.

 

 

       Doğa’nın ayrıcalıklı bir yüce varlığı olan bu insanın artık gururu rencide edilmişti.Bu toplumda yaşamanın anlamsız olduğu huzursuzluğunu kendinde bulan HÜSEYİN HOCA bir süre sessiz yalnız başına kalır.Düşünmeye dalar.İnandığı toplum bilim felsefesi onda yaşam aşkını yeniden doğurur.doktora  gider.Bacağından alınan bir parça adale ile dişlenmiş kulağına estetik ameliyatla kavuşur.

 

       Kendi köyü  Yukarı Çıyrıklı köyü ilkokuluna tayın yaptırır .Eski baba evini onarır,karısı ve çocukları ile birlikte bazen mutlu bazen mutsuz bir yaşam sürmeye çalışır.Toplumsal çelişkiler onu aşırı derece huzursuz etmeye tekrar başlar.Askeri faşist diktatörlüğün,tüm toplumda yarattığı korku imparatorluğu paranoyası ,örgütsüz bırakılan kitle,kapatılan demokratik kurumlar,en ağır bir şekilde cezalandırılan sol ve Atatürk’cü gençlik,Deniz ,Hüseyin ve Yusuf’ların idama mahküm edilişleri,yok edilen demokrasi ve özgürlükler,paylaşımcı ve dayanışmacılıktan uzaklaştırılan böyle bir toplum HÜSEYİN HOCA’yı yalnızlaştırarak duygusallıklarının esiri etmiş,hiç alışık olmadığı alkolün müptelası olmaktan kendini kurtaramamıştır.Sıkıntıları giderek artarak devam ederken sık  sık  ilçeye içkili lokantaya gider olmuş ,bu yolda arkadaşlar edinmiştir.

 

        Güzel oturaklı   konuşması hoş sohbeti çok kişinin hoşuna gider. Onunla sohbet için içkili ziyafetlere davet edenler gittikçe  çoğalır Bu çevre bu yaşam onu aşırı derece de rahatsız edince İZMİT ilinin bir köyüne tayın yaptırmasına rağmen alkol peşini bırakmaz.Oradan bir yıl sonra tekrar Tuzluca merkez Atatürk ilköğretim okuluna tayın yaptırır.Hüseyin hoca’yı bu hale düşüren düzen onunla uğraşmaktan vazgeçmez,hep göz hapsinde takip eder.Çocukları ve eşi çileli kendisi perişan .Bunun bilincinde olmasına rağmen yozlaştırılan harap olmuş yaşamı daha cazip geliyordu ona.

      Dönüşü olmayan bu yaşamı onu bitirirken ‘’bu yaşamımla size mutluluk veremem ‘’diyerek karısından ve çocuklarından ayrılır. Nafaka bağlanması için karısından resmi olarak boşandığı halde yine onların özlemi ile yanıp tutuşur. Çocuklarının maddi sıkıntı çekmemeleri için karısına Kars belediyesinde memurluk işi ayarlar.Onları Kars’a yerleştirdikten sonra kendi tayınını Balıkesir’in bir köy okuluna yaptırır.

 

       Hüseyin hoca alkol tedavisi için birkaç kez karar vermesine rağmen başarılı olamaz.hoca çok yetenekli ve yaşamı seven bir öğretmendi..Küsmüştü bir kere hayata.

 

       HÜSEYİN HOCA Kemalist devrim felsefesini benimsemiş birisiydi .Onun için Kemalist düşünce ve felsefeden çok şeyler bekliyordu,ailesinin ve köylülerinin yaşadığı feodalizm zulmü onu çok üzüyordu.Bizim toplumumuz feodalizme ve emperyalizme tekrar mahküm edilmek için mi devrimler yaptık diyordu.Yozlaştırılan CUMHURİYETİN temel ilkeleri  ABD  emperyalist işbirlikçileri feodal kompradorun yönetimleri  ATATÜRK’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençliğin cezalandırılmasında Hüseyin hoca ‘da nasibini almış geleceğe olan umutlarını tüketerek yok edilmiştir.

 

      HÜSEYİN HOCA 18  yıl köy çocuklarını eğitti, yetiştirdi.Bu köy çocuklarının çoğu yüsek  okullardan mezun oldular.Devletin önemli kademelerinde görev yaptılar ,yapıyorlar.Onun hiç sönmeyen yaktığı mum etrafını aydınlatmaya devam ediyor.Hani bir söz var.’mumun ışığının kendisine faydası yok ama etrafını aydınlatıyor.Onun köylüsü aydınlandıkça HÜSEYİN HOCA’nın toprağı bol ışıklı olacaktır.

 

           HÜSEYİN HOCA 7 KASIM 1981 tarihinde   Balıkesir’de  bir otelin alt katındaki kahvehanede  başı avuçları arasında çocuklarına büyük özlem duyarak duygusal hal yaşarken yaktığı mumun köylülerinin aydınlık yarınlarını düşünmüş mutlulukla yaşamına son vermiş olabilir. Benim bu halimi görenler Hüseyin hoca bir gün intihar eder diye düşünebilirler diyordu bazen Ama çoğu zamanlarında  ‘İntihar zayıf insanların işidir ‘ diyen bir insanın intihara karar vermesi mümkün müdür? Bilemiyoruz.Otelin üçüncü katından gündüz öğle vakti caddeye kim attı,kendisi mi karar verdi.Kardeşleri hiçbir ip ucu bulamadılar.Tabuta koyup getirdiler Tuzluca’ya .Babasına kardeşlerine yığın yığın insanlar geldiler  baş sağlığına. ATATÜRK gibi bir insandı, yazık oldu hocaya bir dahiydi hoca Allah rahmet deyip bağışladılar.Resmi kaldı.adı kaldı bir de yaktığı mum kaldı hafızalarda .

 

                HOCA

          Öyle perişan

          Öyle sefildi ki

Gözleri öyle büyümüştü ki,

          Dünya

     Dünyayla insanlar

          Tüm canlı

              Cansız varlıklar

                         Kaybolmuştu

                                  Gözlerinin

                                         Gittikçe

                                             Büyüyen

                                           Kör karanlığında

Birden bire

          Sönmüştü

             Gözlerinin ışığı

               her şey kaybolmuştu

                         Birden

                                  Bire.

Karanlık

       Basamak

           basamaktı

           Basamaklardan

              Yükseliyordu

                 Adımları

                    gözlerinden

                       Daha büyüktü.

Göremediği

          Bilmediği

             Dur

                Diyemediği

                    Bir şey

                     Kör karanlığın

                       Basamaklarından

                         Yükselmesine

                                Yardımcı

                                     Oluyordu.

Basamağın sununa geldiğinde

                    Bakmak istedi

                       Aşağıya

                            Göremedi

                                   Aşağıyı

Olanca gücüyle bağırdı

                           Yüreği

                               Parçalandı

                                   Ruhu

                                       Karardı

Tüm bedeni tutuştu

               Yandı

                   Yandı

                        Kül

                           Oldukça

                              Söndü

                                Söndükçe

                                    Rüzgar

                                          Külünü

                                               Savurdu

                                                     Havaya

                                                          Tozla

                                                           toprak’la

                                                                  Kayboldu.

 

        HÜSEYİN HOCA’nın o hiç sönmeyen yaktığı mum köyünü öyle aydınlattı ki,büyük  göç yaşamasına rağmen tüm erkek ve kız çocuklar okudular.Aydınlıktan ve güneşten yana olan bu çocuklar köylerinde yaşamlarını sürdürmemelerine rağmen hocadan devraldıkları demokratik mücadele bayrağı ile direnerek köyün  tarımsal sulama kanallarını yaparak ARAS’ın nimetlerinden faydalandılar. Başta kayısı ve elma olmak üzere her türlü meyve bahçeleri, her türlü sebze ekim alanlarını   köyün geçim kaynağı haline getirdiler.O çeltik tarlalarını ARAS’a  set yapılarak kurtardılar.Çeltik ekiminden  vaz geçerek  o tarla yerlerinde oluşan kocaman göl,yeşeren boy boy  bol sazlıklar göçmen kuşların üreme merkezi haline geldi,500’ün üzerinde kuş türü üzerinde  kuş bilimcileri araştırmalarını  yapmaktadırlar.Burada  oluşan kuş cennetindeki göçmen kuşlar Afrika ile Y.Çıyrıklı köylüleri arasında bir kardeş  köprü kurdular.

 

      O    bozkır  olan köyden eser kalmadı yemyeşil  bir köy oldu. Eski kerpiç evler yıkılarak yeşillikler içinde taş   ve   betondan    modern evler yapıldı. Büyük şehirlerde yaşayan Yukarı  Çıyrıklı  Köylüleri köylerinden kopmadılar, Kendilerine yazlık evler yaparak yaz tatillerini birlikte paylaşarak geçirmektedirler. Kars-Iğdır anayoluna bağlı olan çamurlu köy yolu  asfatlandı ,köy içine parke taşı döşendi. Tertemiz ve  yeşilliklere bürünen köy  Hüseyin Hocanın özlem duyduğu sosyalleşerek ve demokratik gelişme göstererek tam bir köy kent haline getirildi.

 

     Bu gün y.çıyrıklı köyünden Hüseyin Hoca’nın okuttuğu onlarca yüksek tahsilli bürokrat var. Bu okuyan insanlar köyü güneş gibi aydınlatmaktadırlar .

    Aydınlıktan, barıştan, kardeşlikten paylaşarak  yaşamaktan   yana olan  HÜSEYİN HOCA hep anılarak yaşatılacak ve onun demokrasi mücadele çizgisi  sürdürülecektir.

   NUR İÇİNDE YATSIN. ÜZERİNE YILDIZLAR YAĞSIN

  .HÜSEYİN HOCA’YI SAYGILARIMLA ANIYORUM.

   ALLAH RAHMET ETSİN.

   Veteriner hekim Nurettin  Öztürk

   vetheknurettinozturk@hotmail.com










yorumlayorum ekle


Yorumlar (1)
  • fahrettin durdagi / 14 Ekim 2010 18:34

    deha insan

    agzina ,diline,yüregine saglik nurettin bey cok güzel anlatmissin yeri doldurulamayan ender ve deha hocamizi rahmetle aniyorum. ruhu sad olsun. yukari ciyriklidan köylüsü ve meslektasi selam olsun







====================================== ======================================= ======================================= ====================================== ====================================== ====================================== ====================================== ======================================= ====================================== ======================================= ======================================= ==========================================