
Türkiye’nin kuzey doğusunda bir kent Kars. Pek çoğumuz için o Türkiye’deki seksen bir ilden biri. Bu salt yabancılar için değil Türkiye insanı için de böyle. Her kes onu Türkiye’nin kuzey doğusunda, 1992 yılında üç ayrı ile bölünmüş bir kent olarak bilmekte. Sütü, peyniri, hayvancılığıyla; geçmişte muhalif duruşuyla da bilinen bir kent o kadar.
Geçmişte iktidarlara muhalif olmanın bedelini ağır ödemiş. Türkiye topraklarına katıldığında orta gelişkinlikteyken bu gün gelişmişliğin alt sıralarında.
İşin doğrusu tarihsel, kültürel, doğal farklılıkları ve özellikleri olmasa belki de hepten gözlerden ırak, sıradan bir sınır kasabası olarak kalacaktı. Oysa ilklerin kenti, muazzam bir kültür deltası, Kars.
Ruslar Kars’ı birkaç kez ele geçirir. Yani Osmanlı devleti ve Rusya arasında el değiştirip durur. 1855 yılında Kars kalesinin İngiliz komutanı Williams tarihe geçen bir savunmayla Kars önlerindeki Rusları bozguna uğratır. Osmanlı yönetimi Kars’a “gazi” unvanını verir. Williams general olur. Ne var ki savaş diplomasisi ve büyük devletlerin çıkarları Kars’ın yalnız bırakılmasına yol açar. Zaferden kısa bir müddet sonra Kars, Ruslara yenik düşer. General Williams’ın anısına Kanada’daki doğduğu kasabanın adı da “Kars” olarak değiştirilir. Kars’ın yalnız bırakılmasındaki ince oyunları Karl Marx o dönemde kaleme aldığı “Kars’ın Düşüşü” adlı dört makale ile deşifre eder.
1877 de Osmanlıların savaşı kaybetmesi üzerine Kars, Rusya’ya savaş tazminatı karşılığında verilir. Karsın alınması Rusya’da büyük sevince yol açar. Ünlü Rus ressamı Vaznetsov Kars’ın alınması anısına aynı adı taşıyan ünlü tablosunu yapar. Ünlü Rus besteci Modest Musgorsky “Kars marşı’nı besteler.
Kentin yeni sahipleri bu gün iki parçası ayakta kalabilmiş kent surlarının dışında Kars’ı yeniden inşa ederler. Yeni kent bütün Anadolu ve Kafkas kentlerinden farklı bir anlayışla kurulmuştur. Bu anlayış 1. Dünya Savaşı öncesi savaşlarının özelliklerini yansıtmaktadır. Kent ızgara planda inşa edilmiştir. Birbirini dik kesen ve kentin en doğu ucundan en batı ucuna; ya da kuzeyinden güneyine uzanan; böylece karşı askeri güçlerin gelişini görmeyi sağlayan yollarla örülüdür.
Kent bir garnizon- kent anlayışıyla yapılmıştır. Yine de Ruslar yeniyi yaparken eskiyi korumayı; özellikle düşmanlarının anısına saygı göstermeyi bilmişlerdir.
Ruslar yeni Kars’ı inşa ederlerken; daha kent yokken bir savaş alanı olan bu yerde 1877 savaşında Osmanlı ordusuna komuta eden Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın karargâhı olan iki katlı taş yapıya dokunmazlar. Kars’ı gezenler Baltık, Ermeni ve Rus sivil ve askeri mimari yapılarının içerisinde bu yapıyı göreceklerdir. Bu yapı bu gün Ortakapı semtinde kültürel çalışmaların sergilendiği bir sergi salonu olarak hizmet vermektedir.
Kars’ta Osmanlı, Selçuklu, Ermeni, Rus, Molokan, Baltık sivil mimari örneklerini; bina içindeki Polonyalı ustaların zarif Peçlerini ve cumhuriyetin ilk yıllarında bu mimariye uygun olmasına özen gösteren, onu göz önünde bulunduran binalarını bir arada görmek mümkündür.
Kars’ın belki de en ilginç özelliği Anadolu da kurulan ilk cumhuriyetin kurulduğu yer olmasıdır. Bu cumhuriyetin adı, Güneybatı Kafkas Demokratik Cumhuriyeti’dir.
Anadoluda padişahsız bir rejim hayal bile edilemezken, çağdaş -demokratik değerler doğrultusunda, “cumhuriyet” rejimi savunulmuş, benimsenmiş ve hayata geçirilmiştir.
25 mart 1919 da Kars Kurucu Meclis’i cumhuriyet rejimini benimsemiş; kendisine 18 maddelik bir anayasa yapmış, kadınlara siyasal yaşamda oy kullanmadan, bakan olmaya değin önemli görevler vermiştir.
Bir kelebeğin ömrü kadar kısa bir ömrü olan bu cumhuriyet pek çok yeniliğe imza atmıştır.
Bunlardan ilki, Anadolu’da demokratik bir anayasası olan ilk cumhuriyet deneyimi olmasıdır. İkincisi, Meclis Hükümeti sistemini ilk uygulayan örnek olmasıdır. Bir başka ilk’se kadınların ilk kez (1918) bu cumhuriyetin parlamento seçimlerinde oy kullanmasıdır.
Yine bu cumhuriyetin anayasasına göre kadın ve erkeklerde seçilme yaşı yirmi beş, seçme yaşı on sekizdir.1919 yılının 12 Nisanında ise Parlamentoyu basan İngiliz kuvvetleri bu cumhuriyetin varlığına son vermiştir.
Kars’ın Türkiye topraklarına dahil olmasından sonra özellikle o dönem askeri şefleri Kars halkının siyasal duruşundan rahatsız olmuştur.
Özellikle Kazım Karabekir Kars’ta bulunan ve Moskova ve Kars anlaşmaları uyarınca Türkiye’de yaşamalarına karar verilen Molokanların Bolşevizme eğilimli olduğunu; bunların Türkiye’de; özellikle de Kars’ta kalmaları halinde halkı Bolşevikleştirebileceklerinden şikâyetçidir. Elbette sorun salt Molokanlar değildir. Halk da sorunludur onlara göre. Çünkü Kars’ta yaşayan halk; özellikle aydınlar, Kars’ı yönetmeye talip askeri ve idari kadroların tümünden daha farklı bir kültür ve anlayıştaydılar ve çağdaş, modern değerleri savunuyordular. Bu sorun o kadar önemlidir ki bu Kars’a ilk atanan asker kökenli bir vali olan S. Sami Karaman, hükümete yazdığı yazılarda, Kars’taki siyasal atmosferden şikayet etmekte ve Kars’a derhal çok güçlü bir siyasal polis teşkilatı kurulmasını istemektedir.
Kars’taki bu farklı sosyal-siyasal yapının çözülmesi; kente olan yatırımların ağırdan alınması, kentten göçün teşvik edilmesi, Molokanların Moskova anlaşması uyarınca Türkiye’de kalmaları halinde askere alınacakları yolunda alınan kararlarla hızlandırılmıştır.
20 bini aşkın Molokan 1922 yılında Türkiye’yi terke zorlanmış; yine o dönemin valilerinden S.Sami Bey’in anılarından öğrenildiği kadarıyla 10 bine yakın Karslı, Kafkasya’ya göçmüştür. Kars’ta otoritesi olan, halk üzerinde etkili kimi aileler de anadolu içlerine sürgüne gönderilmişlerdir.
Kars’ın muhalif yapısı böylece dağıtılmaya çalışılmış; askeri ve polisiye önlemlerle bu önemli ölçüde de başarılmıştır. Ekonomik ama daha çok polisiye ve askeri baskılar, askeri şeflerin ve yeni düzenin istediği “nizamı” bir ölçüde sağlamış görünse de kalanlarda var olan “hoşgörülü olma, yeniliklere açık olma” kültürü, kentin siyasal- sosyal yapısının yeniden modern ve çağdaş olandan yana dönüşmesine neden olmuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek parti döneminden, tüm olumsuz yaptırımlarından etkilenmesine; payına düşeni fazlasıyla almasına karşın kent halkı ağırlıklı olarak cumhuriyetin kurucu unsuru olan CHP’sini tercihten vazgeçmemiştir.
1960’lı yıllar Kars için bir dönüm noktası olmuştur. Kars aydınları, sosyal mücadelelerin içerisinde yerlerini almakta gecikmemişlerdir. Ancak Kars’ta yaşayanların yakından bilebileceği gibi siyasal polis baskısı, hiçbir kentte Kars’takinden daha güçlü olmamıştır.
Bugüne gelince: Kars halkı sosyal-siyasal olaylar karşısında daha fazla pragmatik davranmaktadır. Özellikle seçimler öncesinde Kars’ta olan etnisite renkliliği birden bire ön plana çıkartılır; o zamana kadar sorun olmayan, dile getirilmeyen sözde etnisite kökenine ilişkin tartışmalar birden bire alevlenir; politikalar, politik saflaşmalar “bizim millet – sizin millet” jargonuyla belirlenir hale gelir. Aslında bir pazarlık unsuru olarak kullanılan bu sözde “ayrımcılık”, aslında kitlesel güçlülüğün gösterilmesi olarak kullanılmaktadır ve Pazarlık bitince de bitmektedir. Kentin geçmişinden bugüne değin, her hangi bir etnik ya da mezhepsel kökenli kavga, olay yoktur. Yani Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta yaşanan kıyım ve kavgalara benzer olaylar yaşamamıştır bu kent. Dahası tüm bu farklı renkler iç içe yaşamaktadırlar. Mahalleleri ve alışveriş ettikleri mekânlar ayrılmamıştır hiçbir zaman.
Ekonomik gelişme açısından ele alındığında ise kötü bir tablo bizi karşılar. Türkiye cumhuriyeti yılları boyunca Kars, yatırımlar açısından da hep geri planda kalmıştır. Kent halkı İster sağcı iktidarları destekleyen bir tavra girsin; isterse soldan yana olsun, bu değişmemiştir. Yine de Kars, inadına üstelik de fiziksel olarak da küçültülürken, stratejik olarak önemini sürdürmesinin yanında diğer alanlarda da öne çıkmaktadır.
Ermenistan kapısının açılması ve Baku-Tiflis –Kars demiryollarının tamamlanması Kars’ı, İran, Suriye, Irak ve anadolu arasında önemli bir merkez haline getirecektir.
Bunun yanında Kars’ın tüm olumsuzluklara, ihmallere, yok saymalara ve yozlaştırmalara karşın ayakta kalan ve dünyaca bilinir hale gelen özgün kentsel mimarisi ve öne çıkan doğal turizm zenginliklerinin de varlığı Kars’ı önemli bir noktaya taşıyacak gibi görünmektedir.
(Dünya gazetesi-Kasım 2009)
aequitas44@gmail.com , www. erkankaragoz.com

Siyasal Birikim Gazetesi olarak bölgenin nabzını tutmak için 12 Eylül'de yapılacak anayasa Refarendumunda Kars Ardahan Iğdırlı Hemşehrilerimiz Aşağıdaki evet ve hayır veye Kararsızım tuşuna basarak görüş belli edebilirler