
Sevgili dostum İsrafil Parlak, iyi bir tiyatrocudur. Rolünü oynamaz, adeta yaşar. Geçenlerde bir sohbetimizde, konu döndü-dolaştı tiyatroya geldi.
Güzel bir laf söyledi.
Dedi ki:
“Tiyatro, üç boyutlu dünyadır.”
Tuttum bu tanımlamayı.
Ya dördüncü duvar?
"Üç duvarlı dünya'nın dördüncü boyutu salonu açılır, gerçek dünyaya karışır, sahnedeki oyuncularla salondaki izleyiciler bu konumlarının bilincindedirler.”
Oyuncu oynadığını, seyirci oyun izlediğini bilir, ama perde kapandıktan sonra alkış sesleri yükselecek midir?
Oyuncu başarılıysa tiyatro dağılırken seyirci beğenisini hemen dile getirir: “Oynamadı, yaşadı.”
***
Tiyatro sanatçısını överken, "oynamadı, yaşadı" demenin anlamı nedir?
Oyuncu sahnede iyi ya da kötü oynamakla kalmaz, yaşar. Oynarken midesi ağrıyabilir, yüreği daralabilir, korkuya kapılabilir, soluğu kesilebilir.
Bir oyuncu tiyatro sahnesinde ne zaman oyunun ne zaman hayatın içindedir? Kim bilebilir?
Oyuncu oyunda da yaşamaktadır. Bunun içindir ki seyirci her gece aynı oyunu izleyemez, sanatçı her gece aynı oyunu oynayamaz.
Hamlet her gece bir gece önceki Hamlet değildir.
Ofelya geceden geceye değişir. Romeo her gece aynı biçimde Julyet'i sevebilir mi? Geceler hep aynı gece olsaydı, belki bu iş gerçekleşebilirdi.
Yaşamda bir an'ı bir kez daha yaşamak olası mı?
Bir gece öncesi, yalnız gerçek yaşamda değil, tiyatro sahnesinde de yaşanamaz.
***
İnsanın ne zaman nasıl rol yaptığı ya da yapmadığı tiyatro dışındaki dünyada da anlaşılamaz.
Gazetelerde sık sık şu haber başlığını okuruz:
“Silahıyla oynarken arkadaşını vurdu”.
Silahıyla niçin ve neden oynamıştır arkadaşını vuran?
Hangi dürtüyle bu işi yapmıştır?
Olay, oyundan gerçeğe saniyenin kaçta birinde dönüşüvermiştir?
Tiyatroda çoğunlukla oyunlar üç perdeliktir.
Hayatın açılıp kapanan perdelerinin sayısını bilen var mı?
Gerçek dünyada rol yapmak bundan ötürü zorlaşır.
Bakarsın birinci perdeyi iyi oynayan beşinci perdede tökezlemiş, on beşincide kendini koyvermiştir. Tersi de olabilir. İlk perdeleri kötü kapatan kişi sonuncuyu başarıyla bitirebilir.
Kişi gerçek yaşamında hangi role sıvanıyor?
Bilim insanı mı?
İşadamı?
Yazar?
Gazeteci?
Sanatçı?
Politikacı?
Asker?
Ev kadını?
Hayat kadını?
Meslek önemli mi?
Hangi mesleği seçerse seçsin, insanda zamanla özel bir kimlik oluşuyor. Bu oluşumda çevrenin yargısı önemlidir.
Bir kimse korkak mı?
Yürekli mi?
Duyarlı mı?
Uçarı mı?
Katı mı?
Acımasız mı?
Kaypak mı?
Güvenilir mi?
Çevredir karar veren, kişilik çevrenin yargısıyla belirlenir.
***
Yıllar geçtikçe kişi-çevre ilişkilerinde birbirini izleyen davranışlarla yaratılan yontuda kişilik somutlaşır. Artık bu yontunun kölesidir insan.
Herkesin namussuz diye tanıdığı birisinin günün birinde namuslu olacağı tutarsa kim inanır?
Daha da beteri vardır.
Yaşını başını almış kimse, sanki köleleşmiştir, çevrenin beklentilerinden aykırı bir davranışa yönelirse azarlanır:
“Çocuklaşma!”
***
Kişi, yıllar geçtikçe, toplumdaki izleyicilerin bakışları altına daha çok girer. Salon karanlıktır kuyu ağzı gibi.
Projektörler insanın üstündedir.
Tiyatro çağrısında yazılı rol dağıtımında payına düşeni üstlenmiştir.
Davranışlarında özgür değildir artık insan.
Elini-ayağını nereye koyacağını kurallar belirlemiştir.
Ağzından çıkacak sözler ezberletilmiştir.
Seveceği kişilerini sayımı yapılmış, saptanmıştır. Toplumsal işlevi kemikleşmiştir.
Bu yolda yürüyüp başarı gösteren kişi bir gün kendisini gizemli cenaze alayının kalabalığı ortasında bulur, tabutu pahalı, ama hüzünlü çiçeklerle donanır. Yaşadığı sanılsa bile içinden ölmüştür o.
Rolünü duyarak oynayan tiyatro oyuncusuna "oynamadı, yaşadı" diyorlar. "Üç duvarlı dünya"nın dışında kalan dört duvarlı dünya gerçek hayatını yaşamaya çalışırken kendisini oyunculuğun içinde bulup da başarı gösteremeyen yöneticilere ne demeli:
“Yönetemedi, oynadı.”
gumuspala_36@hotmail.com

Siyasal Birikim Gazetesi olarak bölgenin nabzını tutmak için 12 Eylül'de yapılacak anayasa Refarendumunda Kars Ardahan Iğdırlı Hemşehrilerimiz Aşağıdaki evet ve hayır veye Kararsızım tuşuna basarak görüş belli edebilirler