Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Metin Kaya

Ekin Zamanı

Metin Kaya

metinkaya10@hotmail.com

28 Şubat 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


GÜNLÜK


         Mevsimin uzun günlerinde, güneşten kopan ateş parçacıkları, hızla dünyaya yaklaşır gibiydi. Öğle sıcaklığı, kışın soğuk etkisini tüm bedeninden aldığı zaman; günün rutin işlerini bitirmiş, kendini avutacak bir şeyler arıyordu.

          Günlüğüne biriktirdiği sevdaları düşündü. Düşündükçe kayıp umutlara daldı. Tutunacağı tek bir dalı kalmamıştı. Yarınların, yaşanılası iklimlerini aklından geçirdi. Duvar dibinde otururken, turna katarının törensel geçişini izledi. Gökte ses ve uçuş seremonisiydi bu. Zevkle bakındı kuş sürüsüne. Karşı yuvadaki leyleklerin, aile saadetine imrendi. “Hayat paylaşılınca güzeldir” sözünü hatırladı. Yerleşkenin önündeki sazlık, kuş, sinek ve kurbağa sesleriyle çınlıyordu. Bu müzikal onu çok eskilere götürdü!

          Cilveli yüzyılın sonlarıydı. Buna karşın varlık sebebini irdelemeye başladı. Kendini, eski zaman dekoru mağara ve buzulları arasında hissetti. Ucu zehirli mızrağıyla bir cerenin peşine düştü. Avlamaya kıyamadı! “Bugün yine açlığa boyun eğmek var” diyerek, elindeki çöple toprağa mağara resimlerinden çizdi. Dinozorlar, geyikler, yırtıcılar, kuşlar, sudaki canlılar… Bu çizdiklerini sonradan kök boyalarla boyayarak, sanatın gücünü ve renklerin güzelliğini seyretti.

          Oturduğu yerde terliyordu. Sevdasını teriyle yoğurup, içinde kanatarak derin bir “of” çekti! Zaman elinden kayıp gidiyordu. Gözlerinden sır yüklü damlaların intiharı başladı! Biraz hıçkırdıktan sonra, elinin tersiyle gözlerini sildi. Acı çekiyordu! İsyancı ruhunu dizginlemenin yollarını aradı.

          İçinde büyüttüğü sevgiye uzandı, el ele tutuşarak kırlarda koştular. Topladığı çiçeklerin en güzelinden birkaç tanesini, sevgilisinin saçlarına taktı. Kuytularda kucaklaşıp, yuvarlandılar. Başağa durmuş tarlalar, çiçekler mutluluklarına renk kattı. Sevgilisinden bir çift dudak alarak, hatıralık diye yüreğine iliştirdi.   

          Aidiyetini sorgularken, günlerin hızla geçtiğini anladı. Mevsimlik işlerde bitmişti. Kendini dağlara vurdu. Biraz ümit ve sevgi aradı. Kayalıklarda keklik, kartal ve yılkı sesleri dinledi. Billur dereden su içti. Avazı çıktığı kadar haykırarak, yankısını dinledi. İsyanını dışa vuruşuna sevindi. Rüzgarla söyleşti. Yılkı atlarını kovaladı. Kaya diplerinde uyudu. Doğanın şiirce renklerine katıldı. Tanıdık insan öykülerini düşünerek, hüzünlendi!

          ‘Etkilendiği insan manzaralarından, öksüz büyüyen kardeşleri hatırladı. Fiziksel olarak benzeşmeyen kardeşlerin hikayesini unutamıyordu. Yokluklar içinde olanına çok üzülüyordu. Genç yaşta evlilik, istemediği kadar çocuk, fakirlikte cabası… İşsizlik, topraksızlık, eğitimsizlik yaşamını kangrene çevirmişti. Yaşı ilerledikçe hastalıklar yakasını bırakmaz olmuştu.

         Tek gözlü toprak damda geçen günler, hastalığını daha da tetikliyordu. Romatizma, baş, göz, mide ağrıları… En çok gözlerinin fersizliği ve giderek azalan ışıktan şikayetçiydi. Sonradan göremez olduğu gözlerinin, şikayetini dillendiremedi. Tedavi masrafları, ev geçindirme derdi derken; içinden hayata isyan etmeye başladı. Kimseyle konuşmaz, evden dışarı çıkmaz oldu. İsyanını, dünyaya gözlerini kapayarak haykırdı! Kendi karanlık dünyasında, daha mutlu olduğunu tekrarladı durdu…’

          Göç kervanına katılarak şehre taşındı! Ülke sorunlarıyla ilgilenir oldu. Pusatsız düşlerinin yorgunluğuyla uyudu. Rüyasında haksızlığın/yoksulluğun isyanında, yorgun kelimeler döküldü dudaklarından. Sokaklarda düşen gençlerin hazin hikayelerine takıldı. Eli urganlı, cuntacı zihniyeti lanetledi! Sloganlarda mayalanmış öfkesiyle devrildi, aylak düzen hükümranlığı. Postal seslerinden irkilerek uyandı…

          Hücresine düşen huzmeleri yudumlarken, her şeyin eskisi gibi olamayacağını aklından geçirdi. Görücü usulü de olsa, mutlu bir evlilik hayaliyle, bahar müjdecisi canı bekliyordu. Özlemine kavuştuğunda; onu sevgiyle kucaklayıp, bağrına bastı! Hayatında yeni bir sayfa açılmıştı. Şubat’ı bahar kokuyordu…

          Umutların filizleneceği baharı kışkırtarak; “Her düşen cana karşın, bir can daha çoğalmalıyız” diye mırıldandı!

          Hukukun üstünlüğü mü? Üstünlerin hukuku mu?” çatışmasıyla, “demir kapı, kör pencere” ardında  'özgürlük ve barışa'  uyudu…

 

            "Güçsüz adalet zayıf ;  fakat adaletsiz güç zalimdir! "

                                                                                    -VOLTAİRE- 

 








Bu yazı 722 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (3)
  • İBRAHİM MARANGOZ / 4 Mart 2010 14:30

    DARBE SEVERLERE.......

    Değerli metin hoca yazdıklarınla birden banada ilham verdi, 12 eylül darbesınde iki ay sonraydı göleden köyüm arpaşene dönüyordum hafif kar yağmış hava soğuk ve ayaz vardı,akşam karanlığı çökmek üzereydı,hayvanların peşinde koşuşturan çocuklar köpek seslerı tezek yakılan soba dumanı tezek kokuları daha köprüye varmadan his edebiliyordum,biraz yürüdükten sonra ayak bileklerıne kadar çamur bulaşmış ayağında kalın çerçeve gözlüklü, yırtık lastik ayakkabılı bir ihtiyar köprü başında oturmuş yorgun olduğu her halınde beliydi,çoban veya sığırtmaca benzemiyordu,bu ihtiyar köylümüzde değildi,
    Yanına yaklaşarak selamun aleyküm dede.
    - Aleyküm selam oğul.
    -Dede hayırdır nereye gidiyorsun ?
    -ARPAŞEN;e oğul benım iki tane danam arpaşenın malına katılmış dediler bakmaya gidiyorum...
    -Dede senın kimi kimsen yokmu onlar arasaydı?
    -Var oğul üç oğlum var. biri asker,iki oğlumuda sıkıyönettım götürdü ihbar etmışler solcuymuş devrımcıymış bende bilmiyorum iki ay oldu haber yok gidiyorum askeriyeye diyorlar dede sengit onar gelirler..
    -Gelırler değilmi oğul?
    -GELIRLER DEDE GELIRLER haydı kalk gidelım bak hava karardı bize misafir ol hayvanları köyde araştırırız ben senı tekrar köyüne gönderırım derken öküz koşulu bir araba yanımıza yaklaşıyordu biraz bekledikten sonra dedeyı arabaya bindirerek köyde misafirettim..
    Dede.kendi kendine konuşuyordu bak oğulahırın kapsını açık bıraktım kaz, tavuk,çıkar gider...
    -Yok dede komşuların bakar.
    -Teyloloooooo
    Dede o gece sabahladıktan sonra sabahın ilk işiklarıyla köyüne doğru gıden bir kamyona bindirerek gönderdım..
    Aradada bir sene falan geçmıştı derken dedeye gölede bir çay evının kapısında çay içerken buldum selam verdikten sonra
    -Dede benı tanıdınmı?
    -yok oğul..kendımı tanıtıktan sonra.zar zor hatırlamıştı..
    Dede oğularını bıraktılarmı?
    -KÜÇÜ K oğlum askerdengeldı.ortanca oğlumu bıraktılar.şimdi hasta istanbula gitti bazen gidip büyük oğlumu soruyorum dede sen git o gelir eşim daha fazla oğlanın hasretıne dayanmadı oda iki ay oldu sizlere ömür küçük oğlum malı davarı sattı şimdı otobüs gelecek biz gideceğiz ben orada bu yaşımla ne edeceğim bilmiyorum oğlum gelinim bana bakacaklarmı ölürsem cenazemı buraya getıreceklermı bellı değil derken haydı otobus yocuları kalmasın...
    -Haydı oğul hakını helal et..
    helal olsun dede helal olsun
    BİR DAHA DARBELER OLMASIN TEMENİSİİLE
    BAŞARILARHOCA
  • Kadir Günaçtı / 3 Mart 2010 21:08

    Gününde birinde

    Sevgili hocam
    Günün birnde herkesin gerçek hukuka ihdiyacı olacak.
    Umarım hukuk bir intikam aracı olmaktan çıkar.
    sevgiyle kalın

  • birsen varol / 3 Mart 2010 16:10

    tebrikler..

    hukuğun üstünlüğü nü üstünlerin hukuğu mu?
    ülke gündeminiz...
    yüreğine sağlık öğretmenim...







Anket

Siyasal Birikim Gazetesi olarak bölgenin nabzını tutmak için 12 Eylül'de yapılacak anayasa Refarendumunda Kars Ardahan Iğdırlı Hemşehrilerimiz Aşağıdaki evet ve hayır veye Kararsızım tuşuna basarak görüş belli edebilirler

  • EVET
  • HAYIR
  • KARARSIZIM



   [ sonuçlar için tıklayın ]