Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Ali Rıza Tahsinoğlu

Gün Dökümü

Ali Rıza Tahsinoğlu

20 Şubat 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


ELEŞTİRMEYİ BİLMEK


Milyonlarca yıllık serüveninde, insan, ağaçtan inip bugüne gelene kadar bir hayli sorunu aşma başarısı göstermiştir. Serüveninin bu döneminde de çeşitli dönüşümlerin tetikleyicisi, yaratıcısıdır insan. Toplumsal bir varlık olarak insan, kendi tarihselliği içinde bir kavramı işaret eder. İnsan, doğada yıkıcı ve yaratıcı olan tek varlıktır. Burada da sosyal bir varlık oluşunun etkisi belirleyicidir. İnsan, doğayı değiştirir, düzenekler kurar, binalar, silahlar yapar, birbiriyle, doğayla ve hayvanlarla mücadele eder, sistem kurar, kurallar koyar, iktidar olur, sömürür, sömürülür ve daha sayısız iş yapar. Onu, yaratıcı kılan yön burada yatar. Düzenler kurup düzenler yıkan insan, günümüz dünyası için çok çeşitli ve içinden çıkılmaz ilişkiler ağını içinde barındıran yapılar kurmuştur. Sosyal ve siyasal yaşam çeşitlilik arz eder ve bu noktada insan, tüm olup bitenleri anlama ve açıklama zorluğu yaşar. Toplumsal ilişkileri çözümlemeye çalışırken de anlama ve açıklama çabası yöntem sorununu gündeme getirir.

 

Mevcut kabulleri reddeden ve onları sınayarak bir yöntem bulma çabasında olanlar, insanlığa önemli katkılar sunmuştur. Bugün de eğer herhangi bir olguyu anlama ve açıklama çabası güdülecekse, bütünlüklü ve eleştirel bir yönteme ihtiyaç vardır.

 

Sayısız bileşenden ve veriden oluşan sosyal yapı, çoğunlukla, bu verilerin bileşkesi olarak değil de kafalarda oluşturulan şablonların çizdiği çerçeve doğrultusunda algılanmaya çalışılıyor. Bu da getirilen yorumların sağlıksız ve yanlış olmasına neden oluyor. Herhangi bir sosyal olguyu değerlendirirken onu, tarihsel koşullardan ve tüm bileşenlerinden bağımsız ele aldığınızda, getireceğiniz yargının hiçbir değeri olmaz.

 

Eleştiri, zaman-mekân bağından kopuk olarak yapıldığında sonuç yanıltıcı olacaktır. Bu nedenle, herhangi bir durum, olay, olgunun analizinde bütünlüklü bir bakış, zorunlu koşulların ilkidir. Söz konusu dönem, zaman-mekân ilişkisi, iktidar ilişkileri, dünyadaki genel toplu durum ve daha sayabileceğimiz birçok veri olmaksızın yapılacak yorum esmenin ötesine geçemez.

 

Güne ilişkin yorumlan, kabul ettikleri kültler yola çıkarak şekillendirilir. Bu kültler çoğunlukla siyasal ve ideolojik anlamda rehberlik-önderlik eden kişilerin savlarının kutsanmasıyla oluşturulur. Farklı tarihsel, koşullar için geçerli olan yorumlar, sanki her zaman ve mekânda geçerliymiş, doğruymuş gibi kabul edilir. Toplumsal koşullar göz önünde tutulmaksızın yorumlar yapılır. Bu durumda sağlıklı olmayan tespitler ve programlar gündeme gelir.  Buradaki temel mesele doğmalara değil, bilimsel ve eleştirel görüşe değer vermek ve bunu uygulayabilmektedir. Basmakalıpların ötesine geçerek, kendimizi değiştirebilme ve içimizdeki kötü, eksik, yanlış yönleri yıkabilirle cesaretini göstermek, diyalektik bakış açısının gereğidir.

 

Yani, doğru bildiğimizi başka görüşler karşısında tartışılmaz olarak doğru kabul etmek yanlıştır. Her türlü görüşe açık olarak daha bilimsel ve tutarlı görüşlerle kıyasladığımızda eğer savunduğumuz savın yanlış olduğunu düşünmüşsek, onu değiştirme cesaretini de gösterebilmeliyiz. Özellikle siyaset yaparken kesin evrimcilik, kötü olan her şeyin devrilmesinden geçer, içimizdeki ve çevremizdeki kötüyle tam bir hesaplaşma gerektirir.

 

Kafalarda oluşturulan şablonların gerçeği ve doğruları yansıttığına inanılmasıyla başlıyordu bu sübjektiflik. Görünen dünya ve sosyal ilişkilerin bir kısmının alınarak, bir kuram oluşturulması ve sonra bu kuram'a uygun parçaların toplanmaya çalışılarak desteklenmesi kişisel görüşün palazlanmasına zemin hazırlar. Bir önermeyle ortaya çıkıldığında, sosyal gerçeklik içinde o önermeyi destekler nitelikteki verilerin toplanması önermeyi, diğer tezler karşısında güçlendirmek için kullanılır. Ancak, sayısız sosyal, siyasal ilişkiyi içinde barındıran toplumsal yaşam, bu noktada birkaç değişkenden ibaretmiş gibi aktarılır.

 

Bu açıdan, kafalarında oluşturdukları şablonları, mutlak kabul edip, kabulleri aleyhindeki yaklaşımlara karşı gözlerini kapayıp, kulaklarını tıkayarak karşı koyacaklardır. Böyle olunca, sürekli olarak değişen toplumsal ve siyasal yapı ile çeşitlilik arz eden toplumsal ilişkiler gözden kaçırılmak durumunda olacaktır.

 

Doğruda ısrar gerekliyken, onlar yanlış olduklarını bildiklerinde bile ısrar ederler, çünkü o güne kadar ona doğru demiş ve böyle yaşamışlardır. Doğru bildiklerinin yanlışlanması, yaşamlarını sil baştan yeniden kurgulamaları gereğini doğuracaktır. Bu da cesaretlerin en büyüğünü gerektirir.

 

Tüm hayatını üzerine kurduğu bir doğrunun aslında doğru olmadığını öğrenmek, kolay kolay kabul edilemez. Kaldı ki, doğru diye kabul edilenin yanlışlığı tartışılmaz bir biçimde ortaya konulsa bile, mevcut doğrudan vazgeçmek kolay olmayacak ve büyük bir cesaret gerektirecektir. Çünkü tüm yaşantı, bu doğruya göre oluşturulmuştur. Kendi doğrusunun yanlış olduğunu onaylamak, aslında yaşantısının neredeyse tamamını reddetmek olacaktır. İste bu büyük cesaret gerektirir. Sağlam kişilikli insanlar ancak böylesi cesaretleri sergileyebilir. Hiçbir, savı eleştiri süzgecinden ve beynimizin filtrelerinden geçirmeden kabul etmemek işin yarısıdır. Diğer yarı da insanın cesaret gösterebilme gücündedir.

 

Tarihle, çoğunluğun doğru dediği sayısız sav zaman içinde yanlışlanmıştır. Doğruları söyleyenler her türlü siyasal, toplumsal ilişki nedeniyle azınlıkta kalmıştır. Dünyanın bir tepsi biçiminde olmadığını ve bir küreye benzediğini söyleyen Galile’ ye kimse destek vermemiş ve Kilise çareyi, onu yok etmekte bulmuştur.

 

 

 








Bu yazı 239 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (1)
  • Metin KAYA / 23 Şubat 2010 11:14

    FAYDACI ANLAYIŞ

    Hiç bir araştırmaya/incelemeye/sosyolojik getirisine ve bilimselliğine bakılmaksızın, kendi doğrularında israrcı/zorlayıcı olan anlayışlar pragmatiktir.
    Sebep sonuç ilişkisi yorumundan uzak, kendisine getirdiği faydacı anlayışlar; var olmak adına diğerini yerden yere vurmaya bayılırlar.
    İşte bu bakış açısı ideolojik/şabloncu bir anlayıştır. Siyasi anlayış demiyeceğim.'Siyaset' , literatürde sorunlara çözüm bulma yöntemidir.
    Eleştiriler yapılırken bazen, bardağın boş tarafından bakılarak değerlendirilmektedir. Oysa bardağın dolu tarafı gerçekliğini de unutmamak gerekir.
    "Az olsun, benim olsun." gibi statükocu anlayışlar sakat anlayışlardır.
    Eleştiriler; makul, anlaşılabilir, sosyolojik yapıya denk düşen, pozitif olan, eytişime(diyalektik) uygun tarzda olmalıdır.
    Kaleminiz, yüreğiniz daim olsun.







Anket

Siyasal Birikim Gazetesi olarak bölgenin nabzını tutmak için 12 Eylül'de yapılacak anayasa Refarendumunda Kars Ardahan Iğdırlı Hemşehrilerimiz Aşağıdaki evet ve hayır veye Kararsızım tuşuna basarak görüş belli edebilirler

  • EVET
  • HAYIR
  • KARARSIZIM



   [ sonuçlar için tıklayın ]