
Çocukluk anılarımın içerisine takılmış kalmış iki katlı sarı küçük bir binadan söz edeceğim. Göle’de tekel sarısı boyasıyla, farklı bir mimarisiyle caddeye bakan bir binaydı tekel binası. Anadolu’nun uzak bir kasabasına yapılmış bina çocukluğumuzun ilk okuma dönemlerinde balkonunun altına yazılmış tekel tabelasıyla Ardahan yolundan geçenlerin ilgisini çekerdi. İçine giremezdik. Demirden bir bahçe kapısı vardı. Kalın taş duvarlarının üzerine bir de demir parmaklık yapılmıştı. İçeride önemli bir şeylerin olduğu alınan koruma tedbirlerinden anlaşılıyordu.
Büyüdükçe oranın gizemini çözmeye başladık. Orada esnafa sigara, içki, ispirto, tuz ve kibrit satılıyordu. Kısa boylu gözlüklü bir müdürü vardı. İslam Amca. Oğlu Ayhan’la arkadaş olduk yıllarca. Üst katı lojmandı. Bildiğimiz iki katlı binanın altında iki kat daha bodrum olduğunu sonradan öğrendik. O bodrum tekel ürünleri deposuydu.
Ankara soğuğunda tekel çalışanlarının halini görünce epeyce gerilere gittim. Memleketimdeki tekel binasını devlet yapmıştı. O günün şartlarına göre güzel bir mimarisi vardı. Tekel bayileri vardı. Devletin fabrikalarında çalışan insanların ürettiği ürünlerin Anadolu’daki temsilcisiydi o binalar ve o bayiler. Tekelde çalışanlar vardı. Devletten maaşlarını alırlardı. Kışın kızakla, yazın at arabalarıyla tekel ürünlerini köylere taşıyan baş bayiler vardı.
Devlet her köye ulaşabiliyordu. Çalışan kazanıyor, üreten kazanıyordu. İspirtoyu ilk kez tekelde görmüştüm. Okulumuzda deney yaparken ispirto ocağını her yakışımda tekelin alt katında gördüğüm ispirto kazanı aklıma geliyordu. Fakirlikten ve savaştan çıkan bir ülke halkı tuza, kibrite tekel aracılığı ile ulaşabiliyordu.
O fakirlikte yurdun her ilçesine bir tekel binası kurabilen yurdum , her ilçede onlarca insana ekmek verebilen yurdum şimdi bir avuç insana maaş veremeyecek hale mi geldi diye düşünmeden edemiyorum şimdi.
Ankara ve tekel haberlerini dinleyince tekel sarısı bina, o iki katlı küçücük bina gözümün önüne gelip duruyor. Üzülüyorum. Tekel sarısını ve hiçbir açıklama yapmadan yazılan beş harfli tekel tabelasının hatıralarımdaki canlanışının aslında bir kültürün nasıl da yok olduğunun son işaretleri gibi geliyor bana. Dedelerimizin inhisar dediği bir kültür, tütün tarlasından tütün tabakasına kadar uzanan bir sevdanın son nefesleri gibi. Cibali’de, Samsun’da, Tokat’ta ne sevdalar sarılmıştır sigara paketleriyle birlikte. Nice hüzünler sarılmıştır ak kağıtlara. Yok olan tekelle birlikte binlerce hatıralardır aslında.
Bizim çocuklarımız tekel kibritinin kendine has mavi kutusunu hiç bilmeyecekler. Hatta bizim çocuklarımız tekelin aslında rekabetin karşısında olan tekelci zihniyetin savunulamayacak kadar kötü bir şey olduğunu savunacaklar.
Onlar yoktan var olan bir yurdun top yekun ayağa kalkışının köşe taşlarından birinin de tekel kurumu olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaklar.
Sümerbank gibi, Seka gibi,şeker fabrikaları gibi.
Bir zamanlar tekel vardı. Orada köylünün ihtiyacı olan tuzlar üretilir dağıtılırdı. Köylü için tuzun elzem olduğu zamanlardı o zamanlar. Şimdi onlara “biz tuzu bulamıyorduk, Kağızman’dan kaya tuzu getirip tuz taşları üzerinde ezip tuz yapıyorduk” desek neyi anlatabiliriz ki?
Şimdiki nesil aşağıdaki şiirden aldığımız damak tadını alabilecek mi? .
“ Tütünü bilir misin?
"Kız saç" demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına...”
Şimdi bizim de kalbimiz iki parça. Bir parçası Ankara’da kıyılır.
Bir parçası çocukluk anılarımızda.

Siyasal Birikim Gazetesi olarak bölgenin nabzını tutmak için 12 Eylül'de yapılacak anayasa Refarendumunda Kars Ardahan Iğdırlı Hemşehrilerimiz Aşağıdaki evet ve hayır veye Kararsızım tuşuna basarak görüş belli edebilirler