
Siyaset insanları kazanmayı, ikna etmeyi, harekete geçirmeyi gerektirir. Bugünün dünyası dünün dünyasından, bugünün Türkiye'si dünün Türkiye'sinden geldiğine göre ve tarih bugünü de açıklayan bir bilim ve zenginlik olduğuna göre, bulunduğumuz koşullardaki değerlerin neler olduğu tarihten bugüne iz sürerek belirlenmeli; tarih, olanca zenginliğiyle sömürüsüz ve ezilmeden sürecek özgür bir yaşamın anahtarını veriyor elimize çünkü. Yaşam biçimleri ne olursa olsun ezenlerin ve ezilenlerin olduğu, sömürenlerin ve sömürülenlerin olduğu bir tarihte, genel olarak ezen ve sömüren düzenlerin egemenliğinden söz edildiğine ve sömürünün ortadan kalktığı bir düzen birçok başarılı ya da başarısız ve tarihsel olarak çeşitli dönemler içinde yerlerini alırlar.
Soğuk savaşın bitimi, etnik ve dinsel köktencilik ve kıyımlar, doğal felaketler, kirlenme, insan hakları ihlalleri ve bunun yanı sıra demokratikleşme taleplerinin artması gibi insanlık durumları karşısında etik kaygıların yaygınlaşması; tüm bu oluşumlar küreselleşme ve kriz tartışmaları arasındaki bağlantıların tarihsel bağlamını kurmaktadır. Bu bağlam, toplumsal değişim anlayışımızda önemli bir kırılma yaratmaktadır; yaşadığımız değişim, değişim söylemine karşıt olarak, kendisine olumluluk atfedemeyeceğimiz bir süreci gündeme getirmektedir. Kürt sorunu, Alevi sorunu, insan hakları ihlalleri, enflasyon, işsizlik, fakirlik, yolsuzluk, rüşvet, trafik canavarı, etik ve ahlaki değerlerin yok olması, olaylar ve süreçler, toplumsal yaşamda ve devlet-toplum, birey ilişkilerinde yaşanan bir kriz durumunu belirlemekle ve bu anlamda kendi özgüllükleri içinde tartışılmayı hak etmekle birlikte, sorunların eleştirel gözle okunmasını, çözümlenmesini ve hasta yatağına yatırılmasını da zorunlu kılmaktadır. Bugün Türkiye’de, gerçekten, hem Türkiye’nin ve dünyanın değişim ve dönüşümünü eleştirel bir çözümleme temelinde iyi anlayan ve yorumlayan hem de bu çözümleme yoluyla yeni ve farklı bir Türkiye ve de dünya mümkündür önerisini yaşama geçirecek demokratik, özgürlükçü, dönüştürücü ve geniş görüşlülüğe gereksinim var. Eleştirel düşüncenin amaçladığı ikili ve eşzamanlı açılım, dolayısıyla toplumu anlama ve demokratik ve adaletli bir ilişkiler ağına dönüştürme girişimi, Türkiye’de adaletli yaşamın, birlikte yaşama olasılığının ve sürdürülebilir insani kalkınmayı gerçekleştirmenin önkoşuludur.
Asimilasyon, güçlü ve çoğunluk kimliğini ana kimlik yapıp diğer farklı kimlikleri bu kimliğin içinde eritmek yoluyla farklılıklar arasında birlik sağlamaya çalışıyor. Ayrılaştırma ya da gettolaştırma güçlü ve çoğunluk kimliğini ana kimlik yapıp diğer farklı kimlikleri küçük alanlara doğru dışlamayı ve bu alanlar içinde yaşamaya zorlamayı içeren bir birlik modeli sunuyor. Türkiye’nin bugünkü gündemini belirleyen bu sorunları ve diğerlerini kendi özgünlükleri içinde tartışabiliriz ve tartışıyoruz da. Ama tartışmaların her birinde ve hepsinde siyasi ve ideolojik kutuplaşma yaşanıyor, çözüm olasılığı değil çözümsüzlük tekrarlanıyor. Umut değil karamsarlık ağır basıyor, eleştiri ve diyalog değil, öfke, kızma ve monolog tartışma üslubunu belirliyor. Dönüşüm değil içine kapanma, özgüven değil belirsizlik ve güvensizlik duygusu tartışmalarda kendisini yeniden üretiyor. Karşılaştırmalı yöntem içinde yapılan çalışmalar bu sorulara dört model içinde yanıt verildiğini gösteriyor. Kimlik tanınma siyaset ve taleplerine açılım süreci; Anadolu'nun ekonomik dinamizm, kentleşme ve orta sınıflaşma temelinde yaşadığı toplumsal dönüşüm süreci ve terörden şiddete, yoksulluktan yoksunluğa, dışlanmadan ötekileştirmeye uzanan toplumsal yaşamın içine girdiği güvensiz yapı sonucunda, bugün artık asimilasyon modelinin çalışması mümkün değildir.
Aynı zamanda demokratik, adaletli, istikrarlı ve iyi yönetilen bir Türkiye özleminin yaşama geçmesi için bir gerekliliktir. Türkiye’nin güçlü, vizyoner, toplumla insan-adalet-özgürlük-hak odaklı bir bağ kuran ve iradesine sahip alternatife gereksinimi vardır. Türkiye’de yaşamamızın her gününde karşı karşıya kaldığımız, bir taraftan devlet-toplum-birey ilişkilerinin her alanında varlığını hissettiren anti-demokratik düzenlemeleri, diğer taraftan da günlük yaşamımızı sarmalayan belirsizlikleri, riskleri ve ontolojik güvensizliği, ancak ve ancak toplumsal ilişkilerin demokratikleşmesiyle, güçlü devlet geleneğinin demokratik bir hukuk devletine dönüşmesiyle, günlük yaşamın erdemli benlik ve hakkaniyet ilkeleri temelinde kurulmasıyla aşabileceğimizi düşünüyorum.
Türkiye, çok riskli ve önemli kararların doğru alınmasının gerektiği bir dönemden geçiyor. İçinden geçtiğimiz dönem, dünya siyasetindeki dengelerin Irak savaşıyla birlikte ciddi anlamda değiştiği bir dönem. Böyle bir dünya içinde de, Türkiye kendi iç istikrarı, iç barış, huzur ve iç güvenliğiyle ilgili çok ciddi bir sorunu yaşıyor. Bugün, yaşanılan sorunlar, Türkiye'de demokratikleşme, sürdürülebilir ekonomik kalkınma, insani güvenlik, toplumsal barış, bir arada beraber yaşama ve bir kilit ülke olarak aktif ve yapıcı dış politika üretmek süreçlerinin önündeki temel engel. Milliyetçi söylemler öfke temelli tepkileri körüklüyor. Körüklenen toplumsal öfke de, farklı olana eleştirel sorumluluk düşüncesi yerine, toplumsal ilişkilerde kızgınlık, linç girişimleri,ötekileştirme ve ayrışma duygularını güçlendiriyor. Her kimliğin kendini güvenli hissettiği bir sığınak yaratması, böylece Türk-Kürt kutuplaşması riskinin giderek yükselmesi ve toplumsal birlikteliğini, beraber yaşama olasılığını giderek yitiren bir Türkiye imajı ve gerçekliği. Kürt sorunundan konuşurken, acıların, umutsuzlukların ve güvensizliklerin çok yüksek olduğu bir insan grubunun duygularından konuştuğumuz gerçeğini açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Türkiye bugününü anlamak için, tarihini süreklilik ya da kırılma karşıtlığı içinde değil de, değişim-dönüşüm süreci anlayışı içinde okumanın daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ve bugünün Türkiye'sinde siyasetin, bu süreçlere tekabül eden ve beraber ve birbirleriyle ilişkili hareket eden, merkez-çevre ekseni, sağ-sol ekseni, küresel-ulusal etkileşim ekseni ve kimlik-vatandaşlık ekseni diye adlandıracağımız dört ana eksen etrafında şekillendiğinin altını çizmiştim. Bu anlamda da, Türkiye'nin değişimi ve dönüşümü, siyasi kutuplaşmalar ya da ideolojik karşıtlıklar içinde açıklanamayacak bir süreçtir. Aksine Türkiye yukarıda sıraladığım tarihsel süreçler ve siyasi eksenler etrafında giderek karmaşık bir topluma dönüşen bir toplumsal oluşum olarak görülmelidir.
Netice itibariyle, ufukta arzu edilen kalıcı bir çözüm henüz görünmemekle beraber, meseleyi tartışıyor olmamız olumlu bir adım. Kısacası sorunumuzla yüzleşmeye cesaret ettiğimiz oranda çözümün hızlanacağını düşünüyorum. Türkiye’nin halkları bu kan emicileri, savaş rantçılarını asla affetmeyecektir. Barışa giden yolun üstüne karabasan gibi çöken, akbaba gibi pusuya yatarak barışı dinamitlemeye hazır bekleyen bu barbarları ve yıkıcıları yenmek, onlardan daha güçlü ve daha baskın olmak zorundayız. Barış ve kardeşlik için başka bir yol yok. Korku tüccarlarına hep birlikte “kral çıplak” diye haykırmanın ve “sizin yarattığınız korkulara artık inanmıyoruz. Sizden de korkmuyoruz” demenin zamanıdır. Kürt açılımı tam da bunun için hayati bir önem arz etmektedir. Dahası halkın mutlaka aydınlatılması ve adam edilmesi gereken bir güruh olarak görülmesi ve Oligarşik düzenin baskısı sadece Kürt sorununun değil, Alevi sorunu, çalışanların sorunları ve başka sorunlarında habercisidir. Çünkü cumhuriyet belli bir sınıfın devleti olmuş ve beyazların cumhuriyetinde esmerlere yer yoktu. Bu sürece karşı çıkanlar, siyaset arenasında hükümsüz, bir hiç pozisyonuna düşeceğinden emin olmalıdırlar.
Halklar arasındaki kardeşliğin tek sigortası konumundaki işçi sınıfına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Sınıf bilinçli işçiler bu kavrayışla hareket etmeli ve aşırı milliyetçi zehrin işçileri etkilememesi için azimle çaba harcamalıdırlar. İşçi sınıfının ezilen yoksul Kürt emekçilerinin yanında olmasını ve ondan desteğini esirgememesini sağlamak kadar, Kürt emekçilerin liberal gevezeliklerin çıkmaz sokaklarında heba olmasının önüne geçmek de sosyalistlerin görevidir. Bu görevin eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye yaratması ümidiyle; barış içinde kardeşe yaraşır, içtenlikle, dosta yakışır biçimde yaşamayı diliyorum.

Siyasal Birikim Gazetesi olarak bölgenin nabzını tutmak için 12 Eylül'de yapılacak anayasa Refarendumunda Kars Ardahan Iğdırlı Hemşehrilerimiz Aşağıdaki evet ve hayır veye Kararsızım tuşuna basarak görüş belli edebilirler