Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Sait Küçük

Benim de bir sözüm var

Sait Küçük

saitmiskini@hotmail.com

19 Ocak 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


Sünbülzde Vehbi ve rücu sanatlı bir şiiri..


Sünbülzâde Vehbi, Divan Edebiyatı şairlerinden olup 18. yüzyılda yaşamıştır. Arapça ve Farsçayı lügatlerini yazacak derecede bilen, başta kadılık olmak üzere birçok devlet hizmetinde bulunan Sünbülzâde Vehbi,  III.Selim tarafından “Sultânü’ş-şuarâ” unvânıyla ödüllendirilmiştir.

            Lakaplarının Sünbülzadeler olduğu, Maraş’ta doğup İstanbul’da öldüğü bilinen Sünbülzâde Vehbi’nin bazı internet sitelerinde Mora’lı olduğu da yazılmakta ve söylenmektedir. Onunla ilgili bir çalışması olan Yrd. Doç. Dr. Süreyya Ali Beyzâdeoğlu’nun hazırladığı Sünbülzâde Vehbi adlı kitapta Mora’lı olduğuna dair kayıt bulunmamaktadır. (1)

            Sünbülzâde Vehbi, Sünbülzâde Vehbi Efendi olarak da tanınmaktadır. Halk arasında divan şiirleri ile değil, en çok rücu sanatını gerçekleştirdiği “Bezm-i hamam edelim/Sürtüştürem sana ben” mısralarıyla başlayan şiiriyle tanınmaktadır. Sünbülzâde Vehbi Efendi denildi mi ilk akla gelen bu şiiridir. Bu şiiri Anadolu aşıklarının ezberindedir. Fakat Yrd.Doç. Dr. Süreyya Ali Beyzâdeoğlu’nun yayınladığı kitapta yer almamaktadır.

            Rücu kelimesinin anlamı şudur: Rücu sanatının işlendiği bu sanat divan edebiyatı sanatlarından olup mesajın, ilk satırda tahmin edilenden çok farklı olduğunu ikinci satırda anlatma tarzıdır. (2)

Rücu, geriye dönüş sanatı olarak da tarif edilir.  Bir düşünceyi daha güçlü anlatmak için, söylenen sözden döner gibi davranmaya rücu denir. Sanatçı; nükte, üzüntü, sevinç, heyecan, dehşet gibi durumlarında anlatımı daha güçlü ve canlı kılmak için rücu sanatına başvurur. Rücu’da, önceki sözden dönüş yok, fakat döner gibi yapma vardır. Amaç, anlamı pekiştirmektir. Dönüşler art arda sıralanır. (3)

            Rücu Sanatı ile yazdığı bir şiiriyle tanınan Sünbülzade Vehbi’yi rivayete göre dönemin padişahı huzuruna çağırır ve der ki “Bana öyle bir şiir yazacaksın ki şiirin ilk iki satırı seni cellatın eline verecek, son iki satırı ise cellatın elinden azat edecek. Bunu başarırsan mükafatlandırılacaksın, başaramazsan öleceksin”

            Sünbülzâde Vehbi, padişahın huzurundan ayrılır. Rücu sanatının en üst zirveye oturduğu bir şiir yazar. Şiirini bitiren Vehbi Efendi varır padişahın huzuruna çıkar. Padişah kütüğü meydana koydurur. Cellatın eline keskin bir satır verdirir. Vehbi Efendi’yi celladın yanına yollar. Vehbi Efendi’ye: Oku bakalım şiirini, der. Vehbi Efendi kendinden emin bir şekilde başlar şiirinin birinci dörtlüğünü okumaya: Bezm-i hamam edelim / Sürtüştürem sana ben, deyince Padişah: Bak bu münasebetsize diye kızarak celladına: Vur bunun kellesini, der. Cellat Vehbi Efendi’nin boynunu kütüğe yatırır. Tam keskin satırı vurma anında Vehbi Efendi şiirini: Kese ile sabunu / Rahat etsin cism-i can, diye tamamlar. Padişah: Azat et, diye ünler. Şiirin diğer kıtalarında da bu olay devam eder. En sonunda Vehbi Efendi yüzünün akıyla bu imtihandan çıkıp ödüller alır.

Bu şiir okunurken halkı düşünmekten daha çok gülmeye sevk eder. Bu yüzden de halk arasında çok yaygındır. Divan edebiyatından uzak, halk edebiyatına yakın olan halk bu şiir sayesinde Sünbülzâde Vehbi ile tanışır. Tıpkı Nasrettin Hoca ile tanışması gibi. Halk Sünbülzâde Vehbi’yi kendi içinden biri sayar. Onu Rücu Sanatı’nın dile geldiği şiir ile yaşatır.

            Bu şiir kitaplarda yer almaz. Ancak birileri internet sitelerine yalan yanlış olarak geçmişler. Ben halk arasında tanındığı ve okunduğu gibi dörtlükler şeklinde,  ağabeyim Sümer Küçük’ten ve Doğu Anadolu yöresi aşıklarından hemşerim Aşık Kemal Devrani’den aldığım gibi aktaracağım:

 

Bezm-i hamam edelim

Sürtüştürem sana ben

Kese ile sabunu

Rahat etsin cism-i can

 

Lal-ı şarap içirem

Islatarak geçirem

Parmağına yüzüğü

Hatem-i zer dirahşân

 

Eğil de bir sokayım

İki tutam az mıdır

Lale ile sümbülü

Saçına ey nevcivan

 

Diz çökerek önüne

Ilık ılık akıtam

Bir gümüş ibrik ile

Destine ab-ı revan

 

Sen salınıp giderken

Ben ardından sokayım

Eteğini beline

Olmasın çamur aman

 

Kulaklarından tutam

Dibine kadar sokam

Sahtiyandan çizmeyi

Olasın yola revan

 

Öyle bir sokayım ki

Dışarda hiç kalmasın

Düşmanının bağrına

Hançerimi na-gehan

 

Herkese vermektesin

Bir de bana versene

Avuç avuç altını

Olsun kulun şadüman

 

Sen elinle tutmadan

Ben ağzına vereyim

Yeter ki sen kulundan

Lokum iste her zaman

 

Sen her sabah gelesin

Ben VEHBİ’ye veresin

Esselamünaleyküm

Ve aleykümselam (4)

 

 

Sözlük:

1-      Bezm              : Topluluk, toplantı.

2-      Cism-i can      : Cisim olan can.

3-      Lal-ı şarap       : Kırmızı şarap

4-      Hatem-i zer     : Cömertçe sunulan altın

5-      Dirahşân         : Parlak, parıldayan

6-      Nevcivan        : Yeni civan, genç.

7-      Dest                : El

8-      Ab-ı revan      : Akar su.

9-      Sahtiyan         : Cilalanmış deri.

10-  Revan             : Giden, akıcı.

11-  Na-gehan        : Birden bire, aniden

12-   Şadüman        : Bahtiyar, sevinçli. (5)

 

 

Dipnotlar:

1-      Yrd. Doç. Dr. Süreyya Ali Beyzâdeoğlu, Sünbülzâde Vehbi, Şule Yayınları Kasım 2000

2-      http://sozluk.sourtimes.org/show.asp-rucu-sanatı

3-      http://www.gramerimiz.com/edebi-sanatlar/rucu-geriye-donus-sanati

4-      Şair Sümer Küçük, Aşık Kemal Devrani.

5-      Osmanlıca Türkçe Lugat ve Büyük Türkçe Sözlük.

 

 








Bu yazı 694 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (1)
  • Hünkâr Koçali / 5 Şubat 2010 16:25

    Hikayesi Sakat

    Şiirin Sümbülzade'ye ait olma meselesi değil ama hikaye kısmı olası değil.O dönem padişahının III.Selim gibi vakar, ağırbaşlı ve kültürlü birinin böyle bir çocukça işle uğraması "böyle böyle olursa öleceksin" şeklinde basit bir hüküm vermesi, ne onun tarzına ne o dönemin adabına uyan bir hareket değil. O zamanların padişah, paşa portlerini incelediğiniz zaman böyle bayağılıklardan uzak oldukları rahatlıkla görülür. Keza padişahın ödülüne lâyık olmuş bir kişinin eğitim ve terbiyesi göz önüne alındığında böyle bir şiiri kaleme alması zor görünüyor. Halk edebiyatı ise bu tarz şeylerle doludur ve açıkçası beklentilerin üstünde mahir şeyler de çıkabilir, şaşırtıcı değildir. Ayrıca padişah veya kralın iki seçenek sunması ve bunların birinin ölüm oluşu, çok klasik bir senaryodur, her ülke için böyle hikayeler olmuştur. yarışın sonunda ya kralın kızını almak ya ölmek falan vardır. dolayısıyla bu şiiri Vehbi yazmış olsa bile anlatıldığı gibi bir hikaye olması, hele hele III.Selim gibi sanat ve kültür adamı olan padişahın, adama satır altında şiir okutması sadece fantaziden ibarettir.







Anket

Siyasal Birikim Gazetesi olarak bölgenin nabzını tutmak için 12 Eylül'de yapılacak anayasa Refarendumunda Kars Ardahan Iğdırlı Hemşehrilerimiz Aşağıdaki evet ve hayır veye Kararsızım tuşuna basarak görüş belli edebilirler

  • EVET
  • HAYIR
  • KARARSIZIM



   [ sonuçlar için tıklayın ]